GÜNÜMÜZDE HER ŞEY BİR FOTOĞRAFTA SONA ERMEK İÇİN VARDIR*
Susan Sonntag
8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ FOTOĞRAF SERGİSİ
Yeşim Ağaoğlu-İlgen Arzık-Halil Altındere -Laleper Aytek-Zeynep Beler -Ali Borovalı-Canan-Emine Ceylan-Orhan Cem Çetin- Sinem Dişli-Zeren Göktan-Alp Sime-Gül Ilgaz -Ali Kabaş-Ege Kaner-Zeynep Kayan -İbrahim Karakütük -Şükran Moral -Esra Özdoğan-Ferhat Özgür -Sevim Sancaktar-Damla Şahinbaş-Yusuf Sevinçli -Lale Tara-Cemre Yeşil -Cansu Yıldıran
KÜRATÖR: BERAL MADRA
YER: ARK KÜLTÜR
TARİH: 5 MART-6 NİSAN 2025

8 Mart Kadınlar günü dolayısıyla ARK Kültür’de gerçekleşen bu fotoğraf sergisi, fotoğraf alanında özgün ve etkili üretimleriyle öne çıkan sanatçıları simgesel işleriyle ve günümüzdeki kadın kimliği, imgesi ve göstergeleri bağlamındaki yorumlarıyla gündeme getiriyor. Sergi, genel olarak kadın fotografçılar ile gerçekleştirilen kalıplaşmış 8 Mart Kadınlar Günü kadın temsiliyetinden kaçınarak, kadın kimliği ve sorunlarına duyarlı oldukları için erkek fotografçıları da davet etmiştir. Bunun temelinde günümüzde Türkiye’de yaşanan kadın kıyım gerçeğinde erkek kimliğinin de olumsuz etkilenmesine karşı dayanışma ve birlikteliğin öne çıkarılması savı vardır.
Susan Sontag’ın, yetkin bir öngörüyle fotoğrafın epistemolojik ve ontolojik anlamını açıklayan Fotoğraf Üzerine (On Photography, 1975) başlıklı kitabından alıntılanan “Bugün her şey bir fotoğrafta son bulmak için var” sözü, yarım yüzyıl sonra da geçerliğini koruyor. Dijital teknoloji ve Yapay Zekânın, akıllı telefonların yaygınlaşmasının temelinde fotoğraf gerçeği ve varlığı var. Sosyal medyanın sunduğu hızlı iletişim olanakları insanların kendilerini fotoğrafla ifade etmesini sağladı.
Sontag’ın bu tedirgin edici sözü, fotoğrafı günümüzdeki görsel bilgi, görsel dil egemenliğinde her şeyin bir fotoğrafla başladığı ve son bulduğunu kabul ederek değerlendirmemizi öneriyor. Bu sözün iki yönü vardır: Fotoğrafın hakikat ile ilişkisi siyasal ekonomik kültürel ideolojilerin yaşam üstündeki olumsuz etkilerine karşı paylaşımcı bir koruyucudur. Ancak fotoğrafların yarattığı görsel okyanus bir tür görsel doygunluğa yol açabilir. Günümüzde fotoğraf hakikat ve hakikat-sonrası için kullanılan bir araçtır. Sanatçılar bu ikilemin üstesinden geliyor ve toplumun bu ikilemle hesaplaşmasını kolaylaştırıyor.
Fotoğraf 1839’da Jacques Louis Mande Daguerre tarafından icat edildiği günden bugüne insana büyük deneyimler yaşattı; dünyayı önce olduğu gibi, sonra da insan imgeleminin sınırsızlığını kullanarak istediği gibi gösterdi ve belgeletti. Görsel ve düşünsel İfade özgürlüğü sağladığı ve küresel bağlamda bilginin yayılmasını sağladığı ve Modernizm’in gerçekleşmesine katkıda bulunduğu için büyük bir değer ve umut kaynağı oldu. Bu anlam ve değer günümüzde de sürüyor; ancak fotoğrafın dijital tekniklere koşut olarak, ilk üründen son ürüne kadar karmaşık bir biçim değişmesine uğrama olasılığı, fotoğrafı üreten(ler)in çıkarlar doğrultusunda fotoğrafın içerdiği görsel gerçeğe müdahale olanakları, fotoğrafın gösterilmesinin mevcut siyasal, ekonomik sistemlerin öngördüğü koşullara bağlı olması, fotoğrafı iyimser yaklaşımla teknik bir hakikat belgelemesi ya da güvenli bir görsel kanıt olarak görmeyi iyice olanaksızlaştırıyor. Bilimsel ya da belgesel amaçlarla “tarafsız” çekildiği sanılan fotoğraflar bile, bilimsel/belgesel bilgiyi yayanın iktidar alanı içinde kuşkuya açık ve ister istemez sorgulanıyor. Her türlü ideolojik müdahalenin iyice anonimleştiği şu dönemde fotoğraf olumlu/olumsuz, en güvenilmez, en aldatıcı imgelerin de üretim aracı.
Teknik gelişim, kameranın giderek gözün, beynin ve gövdenin işlevlerini üstlenmeye niyetlendiğini; fotoğrafın da giderek düşsel imgeye ya da yalnızca bilinçaltında oluşan imgeleri gösteren imgeye dönüştüğünü gösteriyor. Bütün buluşlar sanki, kameranın gözün içine yerleştirilecek bir “chip” olmasına, fotoğrafın da bilinçaltında yankılanan bir çağrışım, bir algı süreci olmasına doğru hızla ilerliyor… Dolayısıyla bilinçaltı süreçlerinin aracı olarak fotoğrafın öznel ve ruh çözümsel bir içerik/biçim yüklenmekten öte, bunların yerine geçebileceği varsayılabilir.
Teknoloji Yapay Zekâyı sunarken insanlara sürekli değişim öneriliyor. Bu geçişlerde zaman zaman durup, geçmişe ilişkin bilgileri yeniden gözden geçirerek, bu yeni dönemlerdeki deneyimlere hazırlıklı olmak gerekiyor. Şimdi, insan imgeleminin de değiştiği öne sürülüyor. Düşlerin ve beynin derinliklerindeki imgelerin sonsuz olanaklara açık yapay ortamlarda yeniden üretildiği söyleniyor. Bu durum bir yandan insana ufuk açarken, bir yandan da hakikati arama isteği ve itkisini zorluyor. Bu durum Villem Flusser tarafından daha 1980’lerde şöyle yorumlanmıştır:
Etrafımız gereksiz fotoğraflarla dolu (…) Bir gereksiz fotoğrafın yerini bir diğeri alıyor. Alışılmış ve gereksiz olan şey, değişmenin kendisi. ‘İlerleme’ artık bilgi verici olmaktan çıktı. Bizim için ancak durağanlık bilgilendirici ve sıra dışı bir macera olabilir. (…) Bir programa göre durmadan birbirinin yerini alan fotoğraflar gereksizdir, tam da ‘yeni’ oldukları, fotoğraf programının olanaklarını otomatik şekilde tükettikleri için öyledirler. Ve fotoğrafçının meselesi de işte budur: gereksizlik selinin karşısına bilgilendirici fotoğraflar çıkarmak. **
Sergideki bilgilendirici fotoğrafların içinde yaşadığımız Hakikat-sonrası sürece karşı ürettiği hakikat metaforlarını izler ve yorumlarken, yüksek nitelikleri ayırt edebilmek için şu iki saptamanın altını çizelim: Birincisi, çapraşık ve özünü yitirmiş işlemlerden geçmiş ve kaynağından kopmuş bilgi yerine, bireysel gücünü̈ koruyabilen ve kendi bağımsız politikasını sürdürebilen sanatçının, salt kaynağa ulaşma amacıyla oluşturduğu bilgiye ulaşmak; ikincisi de, bugün artık kullanılması olanaksız olan geçmiş bakış açılarından kurtulmanın yolunu çağdaş sanat yapıtları aracılığıyla bulmaktır.
20.yy başında Bulgaristanlı sosyalist kadınların kurduğu 8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlediğimiz bu sergi ile Türkiye’de kadın kimliğini içinden geçmekte olduğumuz Hakikat-sonrası ve Neo- Kapitalizmin zorlu koşullarında bir kez daha toplumun bilincine sunmayı amaçlıyoruz. Hakikat–sonrası ve Neo-kapitalist dönemin birinci maddesi iktidardır. Özellikle kadın kimliği konusunda hakikatlere çeşitli iktidarların çıkarları doğrultusunda müdahale edilebiliyor ve geniş kitleler bu müdahaleye hizmet eden medya araçlarıyla yönlendiriliyor, bireyselliğini, özgür düşüncesini ve eylemini yitiriyor. Neo-kapitalist düzen ve tüketim ekonomisi iktidarları besliyor, kitlelerin yaşam gücünü ve hakikatlere ulaşma olanağını sömürüyor. Buna karşın sanat yapıtlarında “Kadın Kimliği” siyasal ideolojilerin, neo-kapitalist sitemin, din ve geleneksel kültür belleğinin olumsuz katmanlarında varlığını ve gücünü kanıtlama eylemlerini sürdürüyor. İktidarların yarattığı ölümcül fırtınalar içinde kendi iktidarını diri tutmanın bütün yollarını deniyor. Bu süreçte demokratik toplumlarda kadın kimliği tartışmasız bir değer taşırken demokrasisi yetersiz toplumlarda siyasal, toplumsal, ekonomik işlevleri ve güçleri her türlü iyileştirmeye yönelik bir direniş ve teşvik oluşturuyor. Toplumun dışına atılmış ya da toplumdaki kimliği bastırılmış bireylerin – ki bunlar içinde her sınıftan ve her meslekten kadınlar çoğunluktadır – durumunu iyileştirmek için her şeyden önce Büyük Anlatıların yapı-söküme uğratmak gerektiğini biliyoruz; bunu yapabilmek için kitlelerin ve kurumların geçerliliği bitmiş Modernist ve sağlıksız Post-modernist bakışını ve yapısını kökten değiştirmenin de gerekli olduğunu biliyoruz. Fotoğrafla sanat üretimi bu alanda en etkin araçtır.20.yüzyıl başından günümüze kadın imgesi sinema ve reklam için yıpratılarak kullanılırken sanat üretimi içinde kullanılması önemli bir eleştiri ve direniş alanı oluşturdu. Reklam imgelerinde kadının ne kendisinin ne de erkeğin iç dünyasıyla ilgili bir durum vardır. Kadın, reklam dünyasında sadece kapitalizmin öngördüğü rekabet içinde hem kadın hem erkek için ekonominin çıkarına bir arzu uyandırmak üzere kullanılıyor. Sinema dünyasında kadın erkek egemen sistemin “ötekisi” olarak var oldu. Sanatçılar ise yapıtlarında kadını konu aldıklarında, siyasal, toplumsal, kültürel bir mesaj vermek üzere metaforlar yarattılar ve toplum tarafından keşfedilmesi ve yorumlanmasını talep ettiler. Bu sergi de günümüz koşullarında fotoğraf üreten sanatçıların bu bağlamda güncel görsel düşüncelerini sunarak, bir kez daha toplumu bilgilendirme ve bilinçlendirme amacını taşıyor.
BERAL MADRA, Ocak 2025
*Susan Sontag, “Günümüzde her şey bir fotoğrafta sona ermek için vardır.”
Sontag, Susan (2005). Fotoğraf Üzerine. Çev., Osman Akınhay. 2. Baskı. İstanbul: Agora Kitaplığı
**Vilém Flusser, Bir Fotoğraf Felsefesine Doğru, çev. Ali Yılmaz, (Espas Yayınları, Mart 2020).
