Savaş sanatı yenemedi

Radikal Kültür Sanat

20/08/2001

Bizler 1992’de televizyonun başına geçip onların soykırıma uğramalarını izlerken, sığınaklarda yaşayan Saraybosnalılar ise yaşadıkları felaketi dünyaya duyuracak modern sanat müzesinin temellerini atıyordu

Temmuz sonunda Saraybosna’da yağmurlu sonbahar havası… Kente ilk gelen için uygun bir karşılama. Kentte yıkım, yapım, çeşitli dilleri konuşan insanlarla dolup taşan kafeler, çiçekli mezarlıklar yan yana; hüzün ve sevinç birbirine karışıyor.

Beni havaalanında karşılayan Alma Fazlic, savaştan hemen sonra öne çıkmış genç bir sanatçı, ancak maddi olanaksızlıklardan dolayı bir yıldır üretemiyor. Alma ve onun gibi sanatçı olan büyük bir grup genç, yeni bir kültür ve sanat merkezinin kuruluş aşamasındaki bütün çalışmalara gönüllü olarak ya da küçük ücretler alarak katılıyor; bu onlara moral veriyor…

Biz, 1992’de onların etnik temizlikle nasıl yok edildiklerini TV’den izlerken, onlar sığınaklarında bu müzenin/merkezin temelini atmaya başlamış. Bu müze/merkez ve çevresinde oluşan etkinlikler en azından yaratıcılık alanlarında çalışan gençler için bir umut ışığı… Çekilen acıların, yaşanan felaketlerin sanat ve kültür aracılığıyla dış dünyaya duyurulması gibi, eşine rastlanmayan bir girişim…

Tüm dünyadan 100 yapıt

Ars Aevi adını taşıyan müzenin iki önderi İlija Simic (Ars Aevi Yönetim Kurulu Başkanı) ve Enver Hadjiömerspahic (Ars Aevi Müdürü) 1994’ten bu yana kentin ve ülkenin resmi kurumlarının desteğiyle, ünlü küratörler tarafından Milano, Prato, Lubliyana, Venedik ve Viyana’da düzenlenen sergilerden 100’ü aşkın sanat yapıtını toplayarak müzenin koleksiyonunu oluşturmuşlar. Planları Renzo Piano tarafından yapılmış ve kente armağan edilmiş binanın yapımı için çeşitli yöntemlerle parasal destek sağlanıyor; bunlardan en ilginci, dünyanın bütün kentlerini bu müze için hazırlanmış simgesel hisse senetlerini almaya davet etmek…

1999’da Saraybosna’da küçük bir müze binasında görücüye çıkan koleksiyonda Tony Cragg, Juan Munoz, Michelangelo Pistoletto, Jannis Kounellis, Sol Le Witt, Marina Abramovic, Sophie Calle, Anish Kapoor, Andres Serrano, Thomas Schütte, Christian Boltanski, İlya Kabakov, Komar & Melamid, Lawrence Weiner gibi ‘olmazsa olmaz’ adların yanında Japonya, İsrail, Doğu ve Güneydoğu Avrupa ülkelerinden çok sayıda sanatçının işi yer alıyor. Bu geçici sergide kimi yapıtlar sandıkları içinde, kimileri de asılmış ya da yerleştirilmiş olarak görülebiliyor.

Müzenin kuruluş aşaması Ars Aevi Uluslararası Açık Üniversite başlıklı bir etkinlik programıyla zenginleştiriliyor. Ocak 2001’de başlayan etkinliğin ana konusu Sanat-Sanatçı-Müze. Daha müze kurulmadan her ay düzenlenen seminer ve sergi etkinliklerine

ünlü sanatçılar, küratörler, sanat eleştirmenleri çağrılmış. Böylece, Ars Aevi daha kurulmadan çağdaş sanat ortamının belleğine yerleştiriliyor. Benim de katıldığım temmuz seminerinde Daniel Buren’in ‘Les champse des drapeaux’ başlıklı 250 turkuvaz-beyaz çizgili flamadan oluşan dev yerleştirmesinin de açılışı yapıldı. Seminerde Kim Levin (AICA başkanı), Igor Zabel (Lubliyana galerisi küratörü), Bruno Cora (Prato Müzesi müdürü), Aleksander Adamovic (Tuzla’dan sanat eleştirmeni),

Vittorio Messina (Roma’dan sanatçı) ve Daniel Buren ile günümüzde sanatçı olmanın karmaşık düzenini, değişen işlevini/ sorumluluklarını tartıştık. Ben, konuyla ilgili olarak e-posta ile 20 sanatçıya sorduğum 10 sorunun yanıtlarını değerlendirdim ve bunu Ars Aevi için sürdürülebilir bir proje olarak sundum. Soruları beş Türkiyeli sanatçıya da gönderdim, ancak hiçbir yanıt almadım!

Bosna’daki tek girişim Ars Aevi değil; Saraybosna Çağdaş Sanat Merkezi (SCCA) Dunja Blazevic başkanlığında 1996’dan bu yana genç sanatçılar için dünyaya açılma olanakları yaratıyor.

Saraybosnalıların bu müzeye sahip çıkışlarını hayranlıkla izlerken Türkiye’de Saraybosna’dan daha büyük, ‘dert görmemiş’ varsıl kentler var ve bu kentlere henüz giremeyen ‘uluslararası sanat ve kültür’e ne yazık ki bir talep de yok diye düşündüm…

İstanbul bile başaramadı

Bölgenin megapolü İstanbul da bu müze işini beceremedi; sanat/kültür çevreleri ve özel sektör 1990’dan bu yana ‘modern sanatlar müzesi’ lafı edip durdu. Feshane (Eczacıbaşı Vakfı-Büyükşehir Belediyesi) ve Mezbaha (Erol Aksoy Vakfı) girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasını anımsamak bile insanı bunaltıyor.

Son iki girişimden birisi, yaklaşık iki yıl önce sanatçı Tomur Atagök önderliğinde, bir grup sanatçı ve sanatseverle kurulan bir vakıfla oldukça coşkulu ve gösterişli başladı, ancak yerel ve içedönük bir çalışma yüzünden bugüne değin bir ilerleme görülmüyor. İkinci girişim Eylül sonunda açılması beklenen İstanbul Güncel Sanat Müzesi. Belki bu müze İstanbul’un bu alanda çektiği sancıyı bir ölçüde sona erdirebilir…

Biz ekonomik krizde ‘Sultans of the Dance’ler, Laila’larla oyalanırken, Bosnalılar kanlı bir savaşın ve etnik temizliğin travmasını, bir sanat merkezi kurarak iyileştirmeye çalışıyorlar. Hem de bunu bilinen içe dönük yöntemlerle hazırlanmış bir paket gibi değil, alışılmamış

yaratıcılıkla ve yöntemle kuruluş sürecini bütün kentin katıldığı dışa dönük bir sanatsal şölene dönüştürerek, uluslararası sanat çevrelerinin bu olayı kendi işleriymiş gibi benimsemelerini sağlayarak – gerçekleştiriyorlar .

Küresel ekonomi ve buna bağlı olan

uluslararası sanat pazarı sanat gelişmeleri üstünde oyunlarını oynarken, Ars Aevi’nin kuruluş süreci bu oyunun dışında, ama uluslararası sanatın içinde kalmanın yolunu gösteriyor. Darısı başımıza…